|
DİNDAR BİR VATAN EVLADI:
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 |
Yarım yüzyılı aşkın bir süredir bazı ideolojik çevreler tarafından Türk halkına
son derece çarpık bir mantık aşılanmaya çalışıldı.
Oysa, Atatürk'ün hayatı ve düşünceleri araştırılıp incelendiğinde, materyalist
kesimlerin öne sürdükleri bu tür iddiaların bütünüyle gerçek dışı olduğu ortaya
çıkar. Gerek Atatürk'ü yakından tanıyan kişilerin aktardıkları bilgiler, gerekse
Atatürk'ün hayatını anlatan güvenilir kaynaklar incelendiğinde, Atatürk'ün
sarsılmaz bir Allah inancına sahip, Kuran-ı Kerim'i kendisine rehber edinmiş
samimi bir Müslüman olduğu görülecektir.
Atatürk'ün sağlam bir İslam inancına sahip olduğu, çeşitli vesilelerle yaptığı
konuşmalarda da açıkça kendini göstermektedir. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük
Önderimiz'in ortaya koyduğu uygulamaları incelediğimizde de, bunların dinimizin
özüne ve Kuran-ı Kerim'de tarif edilenlere uygun olduklarını görürüz.
Atatürk'ü dinden uzak ve materyalist bir kişi olarak göstermek isteyenler şunu
iyi bilmelidirler ki, Atatürk hayatı boyunca, temelini materyalizmden alan
komünizme karşı büyük bir mücadele vermiştir. Bu konuyla ilgili olarak da,
'Şurası unutulmamalıdır ki; Türk aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her
görüldüğü yerde ezilmelidir.' (Faruk Şükrü Yersel, Eskişehir Gazetesi, 1926)
talimatını vermiştir.
|
Bizlere yani Türk Ulusu'na düşen vazife ise Atamızı, onun ilkelerini, fikir ve
düşüncelerini en doğru bilgilerle tanımak, halkımıza tanıtmak ve gelecek
nesillere aktarmaktır.
Atatürk, Allah’ın birliğini, büyüklüğünü şu samimi sözlerle ifade etmiştir:
“Ey Millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı
üzerinize olsun. Koyduğu esas kanunlar, Kur’ân-ı Azimüşşan’daki ayetlerdir.
İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz son dindir. Ekmel dindir. Çünkü
dinimiz akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi ve tabii
kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Bütün ilahi kanunları yapan
Cenab-ı Hak’tır.” (Atatürk’ün S ve D. c. 2, s. 93)
Atatürk, Kuran-ı Kerim’e olan bağlılığını onu 'Kitab-ı Ekmel' yani (En Mükemmel
Kitap)8 diye tanımlayarak dile getiriyordu. Dolmabahçe Sarayı ve Çankaya
Köşkü'ne hafızları çağırtarak sık sık Kuran okutmuş, ayetler üzerinde
incelemelerde bulunmuş ve hafızlarla meal ve tefsir konularında fikir alış
verişinde bulunmuştu.
Atatürk özel sohbetlerinde pek çok kez dindar olmanın gerekliliğinden, Peygamber
Efendimiz'in hayatından, Asr-ı Saadet ve Hülefayı Raşidin (dört halife)
dönemlerinden, dinimizin yüceliğinden, Allah'ın kudretinden söz etmiştir. İslam
Dininin son ve mükemmel din, Peygamberimiz (sav)'in de son peygamber olduğunu
her fırsatta vurgulayan Atatürk, ulusuna da dindar olmayı, dinini öğrenmeyi
öğütlemiştir.
Atatürk, dinimizin akıl ve mantığa uygun olduğunu da aşağıdaki sözleriyle
belirtmiştir:
“Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi
şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki
akla, mantığa halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de
uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslam'ın menfaatine
uygunsa kimseye sormayın. O şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın
uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı.” (Atatürk'ün S.D.
II, 1923, s. 127)
İslam Dini hakkında bu kadar güzel fikirlere sahip olan ve her ortamda bu
düşüncelerini dile getiren Atatürk, açıktır ki Allah'tan korkan, Allah'ın
emirlerini elinden geldiği kadar yerine getirmeye çalışan bir Müslümandı.
Atatürk, Çanakkale Zaferi’nde çarpışan Türk askerlerinin iman ruhunu şöyle
anlatmıştır:
“Çanakkale İslâm’la korundu” diyen Atatürk şöyle devam ediyor: “Öleni görüyor.
Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor. En ufak bir fütur (yılgınlık) bile
göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’ân, cennete girmeye
hazırlanıyor. Bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyor. Bu, Türk
askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin
olmalısınız ki Çanakkale Muharebesi’ni kazandıran bu yüksek ruhtur.” (Atatürk’ün
S ve D. c. 2, s. 93)
Atatürk; Peygamber Efendimizi çok iyi tanımış, onun üstün özelliklerini çeşitli
vesilelerle anlatmıştır:
“O, Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan
yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonuca kadar O, ölümsüzdür.” (Dr.
Utkan Kocatürk, Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, Atatürk ve Din Eğitimi, A.
Gürtaş, s. 26)
“O'nun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir
destanını okusunlar. Hz. Muhammed (sav)'in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer
gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir'de kazandığı
zafer, fani insanların karı değildir; O'nun peygamber olduğunun en kuvvetli
işareti işte bu savaştır.” (Hakikati Tasvir, "Ş. Günaltay'ın Anıları", A.
Gürtaş, s. 26)
Atatürk'ün Hz. Muhammed (sav)'e yönelik övgü dolu sözleri ise şöyledir:
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği
yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm
Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli;
İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde
insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler." (Urduca Yayınlarda Atatürk, A.Ü. Dil
Tarih Coğrafya Fakültesi Yayını, 1979, s. 70-71)
“Büyük bir inkılap yapan Hazreti Muhammed (sav)'e karşı beslenilen sevgi, ancak
onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir.” (Şemsettin
Günaltay, Ülkü Dergisi, sayı 100, s.)
Atatürk, laikliği, din ve vicdan özgürlüğünün temeli olarak kabul etmiştir. Bize
düşen görev, Atatürk'ün de yaptığı gibi, İslam'ı savunmak ve Allah'ın dinini
insanlara öğretmektir.
'Şurası unutulmamalıdır ki; Türk aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her
görüldüğü yerde ezilmelidir.'
Darwinist, materyalist zihniyetle dünyada milyonlarca insanın ölümüne neden olan
bu kanlı diktatörler, hadislerin tabiriyle AHİR ZAMAN DECCALLERİDİR.
Tam bir Türk milliyetçisi ve Türk-İslam Birliği taraftarı olan Atatürk’ün “Türk
aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir.” sözü
onun tüm bu deccallere ve zihniyetlerine karşı olduğunu göstermektedir.
Komünizmle mücadele eden Atatürk ayrıca Türk-İslam Birliğinin en büyük
savunucularından biri olarak bu birliğin önemine şöyle dikkat çekmiştir:
"Türk Birliği`nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile,
gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği`ne inanıyorum,
onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya
sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır."
"Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik
hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun için de bizim kendi hudutlarımız
içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete
dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler."

Adnan Oktar’ın, Harun Yahya müstear ismiyle kaleme aldığı eserlerin sayısı
yaklaşık 250’dir. Bu kitaplar 48.000 sayfa ve 35.500 resimden oluşmaktadır.
Yazarın kaleme aldığı kitapları ve bunlardan yararlanılarak hazırlanan
belgeselleri, www.harunyahya.org, www.harunyahya.net
ve
www.harunyahya.com adreslerinden ücretsiz olarak okuyabilir veya Global
Yayıncılık'ın 0212 444 444 1 no’lu telefonundan temin edebilirsiniz.

|