|
TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ ATATÜRK'ÜN DE
İŞARET ETTİĞİ BÜYÜK BİR HEDEFTİR

 |
Mustafa Kemal Atatürk: "Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım
vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım.
Türk Birliği’ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk
Birliği’yle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır.
Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne
demek, o zaman görülecek."
Bilindiği gibi Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı, Ziya Gökalp'ın tanımladığı
"hars milliyetçiliği" kavramına dayanmaktadır. Buna göre; bu topraklar yüce Türk
Milleti'nin topraklarıdır ve bu milleti yaşatan unsur hars, yani kültürdür.
Dolayısıyla Türk Milleti'nin bir parçası olmak için, etnik olarak Türk olmak
şart değildir. Türk harsını benimseyen ve kendisini Türk addeden herkes bu
milletin bir parçasıdır.
Atatürk milliyetçiliği, Anadolu toprağını vatan belleyen ve "Türküm" diyen her
ferdi, hangi ırk veya etnik kökenden olursa olsun bir çatı altında
birleştirmiştir. Milliyetçilik, temelde, birlik ve beraberlik ortamının tam
manasıyla sağlanmasını amaçlayan kilit bir Atatürkçülük ilkesidir. Atatürk
milliyetçiliği, Türk Milleti'ne mensup olmakla övünmeyi, Türk Milleti'ne
inanmayı ve güvenmeyi esas alır.
|
Burada Atatürk'ün Türk milliyetçiliğinin, Türkiye sınırlarını da aşan bir
Türklük bilincine dayandığını söylemeliyiz. Büyük Önder, Türkiye sınırları
dışında yaşayan Türkler'e her zaman önem vermiş ve açık biçimde gelecekte Türk
Birliği’nin kurulacağına yönelik inancını ifade etmiştir:
"Ben herşeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk
Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile,
gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliğine
inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle
açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu
köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman
görülecek." (Atatürk'ün Sofrası, İsmet Bozdağ, Kervan Yayınları, 1975, s.
138-143)
Büyük Önderimiz Atatürk’ün görüşleri Türk-İslam Birliği için önemli bir mesaj
içermektedir
Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk-İslam dünyasının nasıl bir yapı içinde
birlik ve beraberliğini sağlayabileceği yönünde de önemli değerlendirmeleri
vardır. Bir devletin en önemli unsurlarından birinin milli sınırlar içinde var
olma hakkı olduğunu ifade eden Atatürk’ün tespitlerinin doğruluğu, geçen zaman
içerisinde ispatlanmıştır.
Bilindiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecinde, Osmanlı
topraklarında yaşayan halkların bir kısmı yanlış yönlendirmelere kapılarak
Osmanlı’nın yanında yer almak yerine, dış güçlerle işbirliği yapmışlardır. Ancak
çeşitli imtiyazlar kazanacaklarını umarak bu yolu seçenler iş birliği yaptıkları
ülkelerin hegemonyası altına girmişler ve sömürgeleştirilmişlerdir. Bu
halklardan bazıları, Cumhuriyetin ilk yıllarında Mustafa Kemal’e temsilciler
göndererek, kendilerini sömürge durumuna düşüren liderlerinin basiretsizliğinden
şikayet etmiş ve hatta bazıları Türkiye Cumhuriyeti ile birleşme taleplerini
dile getirmişlerdir. Atatürk’ün bu tekliflere verdiği karşılık, Türk-İslam
Birliği’nin temelinin nasıl olması gerektiğini gösteren önemli bir cevaptır:
“Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve
müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun için de bizim kendi
hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da
milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler.”
(Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920, 4. (gizli) oturum)
Görüldüğü gibi Atatürk’ün belirlediği öncelik, bu ülkelerin de bağımsızlıklarını
kazanmalarıdır. Türk-İslam Birliği’nin öneminin bilincinde olan Atatürk, bu
birliğin kendisinden beklenen etkiye sahip olabilmesi için, üyelerinin milli
sınırları içinde bağımsızlığını kazanmış, milli iradeye dayanan ve kendi
ayakları üzerinde durabilen devletler olmaları gerektiğine dikkat çekmiştir.
Dolayısıyla, bugün de, kurulacak bu birlikteliğin üyelerinin toprak bütünlüğünü
ve bağımsızlıklarını koruması son derece önemlidir.
Türkiye'nin tarihsel kimliği, Osmanlı kimliğidir. Büyük Önder Atatürk de
bu gerçeği görmüş ve dönemin şartlarının izin verdiği ölçüde Osmanlı mirasına
sahip çıkmıştı. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin Osmanlı borçlarını son kuruşuna
kadar ödemeyi kabul etmesi ve tüm ekonomik sıkıntılara rağmen bu borçların
ödemelerine sadık kalması, bunun en somut örneğiydi. Atatürk'ün bu politikasının
nedeni, henüz o dönemde Osmanlı mirasının Türkiye'nin dış politikası açısından
büyük bir stratejik avantaj olduğunu görmüş olmasıydı. Atatürk, öte yandan,
Balkan Antantı ve Sadabad Paktı gibi oluşumlarla, eski Osmanlı coğrafyalarında
Türkiye'nin nüfuzunu korumaya çalışmıştı. Balkan Antantı, bazı Balkan
ülkelerini, Sadabad Paktı ise bazı Ortadoğu ülkelerini Türkiye'nin liderliği
altında stratejik işbirliğine taşıma amacını güdüyordu.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk-İslam Dünyasına Örnek Olacaktır
Türk ve İslam devletlerinin bir çatı altında toplanması, adalet, sevgi ve
kardeşlik temeli üzerine bir araya gelmesi için, Türkiye Cumhuriyeti'ne önemli
görevler düşmektedir. NATO üyesi olan Türkiye'nin Batı Dünyası ile Türk ve İslam
devletleri arasında bir köprü işlevi göreceği çok açıktır. Türkiye sahip olduğu
tarihi mirası, jeo-politik ve stratejik konumu gereği üstleneceği görev ile
Türk-İslam coğrafyasında büyük bir zenginliğin, refahın ve huzurun yolunu
açacaktır.
Atatürk Samimi Bir Müslümandı
Atatürk, sadece siyaset adamlığı ve askeri dehasıyla değil, aynı zamanda
kişiliği ile de Türk Milleti'nin önünde güzel bir örnektir.
Atatürk, İslam’ı özümsemiş bir Osmanlı beyefendisidir. Mustafa Kemal'in vatanı
ve milleti için yaptığı tüm fedakarlıklar, onun inançlı yapısı sonucu ortaya
çıkmıştır. Zira dini değerlere inanmayan, vicdanı ile hareket etmeyen bir
insanın, tehlike altında olan bu İslam vatanını ve Müslüman milletimizi
kurtarmayı düşünmesi, canını bu uğurda ortaya koyması mümkün değildir.
Mustafa Kemal'in sözlerini, izlediği yolu ve politikalarını gözden
geçirdiğimizde, Atatürk'ün dinine bağlı bir insan olduğunu görürüz. Örneğin
Sabiha Gökçen, Mustafa Kemal ile ilgili bir anısında bu konuyu vurgulamıştır:
"Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldü. Bir süre ayakta
bekledim. Birden derin bir iç geçirdi. Ve "Allah" dedi. O bunu sık sık
tekrarladı… "Çok iyi, Allah, büyük bir kuvvettir. Ona inanmak lazımdır"
dedi. Ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki, Atatürk
hakkında söylenenlerin aslı yoktur. Ve Ata, bütün söylenenlerin hilafında dindar
bir insandı.” (Avni Altıner, Her Yönüyle Atatürk, 2. Baskı, Bakış Kütüphanesi,
İstanbul, 1974, s. 376)
Büyük Önder'i tanıyanların da ifade ettiği gibi, Atamız, dine ve manevi
inançlarına bağlı ve saygılı bir liderdi. Atatürk'ün İslam dinini, Kuran'ı,
Peygamberimiz (sav)'i öven ve milletimizi İslam dinini yaşamaya davet eden pek
çok sözü mevcuttur. Bu sözlerinden bazıları şunlardır:
"İnsanların mücadelelerinde en kuvvetli istihkam (barikat), iman dolu
göğüsleridir." (Cemal Kutay, Ne Buldu, Ne Bıraktı? Yaşar Eğitim ve Kültür
Vakfı, İzmir, Tarihsiz, s. 175)
"Ey millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi ve
hayrı üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından
insanlara dini hakikatleri duyurmaya memur ve elçi olmuştur. Koyduğu esas
kanunlar cümlemizce malumdur ki, Kur'andaki anlamı açık olan ayetlerdir.
İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü
dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor." (Seyfettin
Turhan, Atatürk’te Konular Ansiklopedisi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Şubat
1995, s.191)

MİLLİ DEĞERLERİ KORUMA VAKFI FAHRİ BAŞKANI
SAYIN ADNAN OKTAR’IN ATATÜRK VE ATATÜRKÇÜLÜĞÜ ANLATAN ESERLERİ
Sayın Adnan Oktar’ın, Harun Yahya müstear ismiyle kaleme aldığı Atatürk konulu
kitaplar, Cumhuriyet tarihinde bu konuda hazırlanmış en anlaşılır, en kaliteli,
en estetik ve en kapsamlı eserlerdir.

|