|

Sayın Adnan Oktar’a Karşı Yürütülen Psikolojik Savaş Yöntemleri


Sayın Adnan Oktar’a karşı yıllardır kesintisiz devam eden bir psikolojik savaş
yürütülmektedir. Belirli bir çevre tarafından yürütülen bu savaş, Sayın Adnan
Oktar’ın materyalizm ve Darwinizm’e karşı mücadelesini hazmedememekten, gerçek
ve doğruları ortaya çıkarmasını kabullenememekten kaynaklanan aciz bir
yöntemdir. Sahte fikirleri insanlara psikolojik yöntemlerle inandırmaya
çalışmak, gerçekleri ise aynı şekilde insanlardan gizlemeye çalışmak, doğru,
dürüst ve samimi bir yaklaşımın değil, sahte ve taraflı bir yaklaşımın
göstergesidir. Nitekim, onlarca yıl boyunca Sayın Adnan Oktar’a ve BAV camiasına
karşı yürütülen karalama kampanyaları da bu psikolojik savaşın en önemli
örneklerindendir.
Bu psikolojik savaşı yürüten çevrelerin etkisi ve yönlendirilmesi ile Sayın
Adnan Oktar’a karşı şimdiye kadar bir çok komplo kurulmuş, bir çok iftira
atılmış ve pek çok karalama kampanyası başlatılmıştır. Bu çevreler Sayın Adnan
Oktar hakkında verilen herhangi bir mahkeme kararını büyük puntolarla ve olumsuz
ifadelerle manşetlere taşıtmış, ancak Sayın Adnan Oktar’ın, hakkındaki onca
komploya rağmen bütün bu iddialardan mahkemeler yoluyla beraat alarak aklanması
ile ilgili haberleri kamuoyundan gizlemişlerdir. İnsanlar, bu art niyetli
yöntemin etkisi ile uzun bir zaman boyunca Sayın Oktar’a karşı yöneltilen
suçlamalar nedeniyle açılan mahkemelerin sürmekte olduğunu zannetmişlerdir. Söz
konusu suçlamaların birer iftira olduğu delillerle kanıtlandığı ve Sayın Adnan
Oktar’ın tüm bunlardan aklanarak beraat ettiği gerçeği toplumdan uzun zaman
gizlenmeye çalışılmıştır. Çünkü bu tür bir psikolojik savaşta kullanılan ana
yöntemlerden biri, insanlara yalnızca söz konusu suçlamaların yer aldığı mahkeme
haberlerinin bilgisinin verilmesi, bu suçlamaların geçersizliğine dair herhangi
bir bilginin ise insanlara duyurulmamasıdır.
Bu psikolojik savaşı sürdüren kesim, Sayın Adnan Oktar hakkında 1986 yılında
itibaren uygulanan tüm komploların da destekçisi konumundadır.
Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse;
Sayın Adnan Oktar, kendisine karşı 1986 yılında yürütülen komplo neticesinde 10
ay akıl hastanesinde, 9 ay cezaevinde olmak üzere 19 ay tutuklu kalmıştır. Sayın
Adnan Oktar’ın büyük yankılar uyandıran Yahudilik ve Masonluk adlı
eserini yazıp yayınladığı döneme denk gelen bu komplo, Sayın Oktar’ın
materyalizm ve ateizme karşı yürüttüğü fikri çalışmaları engellemek amacını
taşıyordu. Çeşitli basın organlarının mesnetsiz haberleri ve iftiraları
sonucunda cezaevine ve oradan da akıl hastanesine konan Sayın Adnan Oktar’a
kitabın yayınlanmasına son vermemesi halinde bu baskıların devam edeceği tehdidi
geldi. Kendisinin orada gördüğü baskı yalnızca güçlü fikri mücadelesini
durdurması için yapılmış bir caydırma metoduydu. Ancak bu yöntem tam anlamıyla
başarısız olmuştur. Sayın Oktar, savcılığın "ifadelerinde suç unsuru
bulunmadığını" belirtmesiyle beraat etmiş ve mahkemece serbest bırakılmıştır.
Bu başarısız komplonun ardından gelen 1991 tarihli kokain komplosu ise,
Darwinist ve masonik çevrelerin karşı mücadelede her türlü haksız yönteme
başvurabileceklerinin en önemli kanıtlarından biridir. Bu dönemde Sayın Oktar,
masonluk tarihi ve dünya masonluğunun örgütlenmesiyle ilgili son derece önemli
bir kitap çalışması yapıyordu. Sayın Oktar'ın annesiyle birlikte yaşadığı
Ortaköy'deki evine gelerek arama yapan polisler, yaklaşık iki bin kitaptan
oluşan kütüphanede, ellerini attıkları 3. kitabın içinde bir paket kokain
buldular. Bunun üzerine tutuklanan Sayın Oktar, 72 saat boyunca gözaltında
tutuldu. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde 72 saat sonunda kokain testi için Adli
Tıp Kurumu'na gönderildi ve bunun ardından Adnan Oktar'ın kanında kokainin bir
yan ürününün çok yüksek miktarlarda bulunduğu açıklandı. Ancak daha sonra ortaya
konulan delillerin tümü, bu iftiranın sadece bir komplo olduğunu kanıtladı.
yaklaşık 20 polis memurunun eve operasyon düzenlemesinden hemen önce Sayın
Oktar’ın annesinin, komşusu ve apartmanın kapıcısı ile birlikte bütün evi
temizlediği ortaya çıkmış ve bu kişiler olaydan sonra "Adnan Oktar'ın
kütüphanesini hep beraber detaylıca temizledik, orada böyle bir paket yoktu"
diye noter tasdikli bir ifade vermişlerdir. Ayrıca Adnan Oktar'ın kanında çıkan
kokain yan maddesi konusu da, bilimsel ve adli delillerle çürütülmüştür. Adnan
Oktar emniyette 72 saat kalmış, tahlil bundan sonra yapılmıştır. Elde edilen
bulgular ise, böylesine yüksek bir dozun 72 saat önce alınmış olması durumunda
ölümcül olacağını, dolayısıyla kokainin 72 saatten çok daha kısa bir süre önce,
yani gözaltında bulunduğu sırada alındığını gösteriyordu.Yani kokain, Adnan
Oktar'a gözaltındayken, yemeğine karıştırılmak suretiyle verilmişti.
Bu durum, çok sayıda yerli ve yabancı kurumun yanısıra Türk Adli Tıp Kurumu’nun
da kokainin gözaltında yemeğine karıştırılmak suretiyle verildiğini teyid etmesi
ile kanıtlanmış ve Adnan Oktar mahkemede beraat ederek aklanmıştır. Fakat bu
beraat, bir kısım medyada Sayın Oktar’ın tutuklanması haberi gibi yer almamış,
hiçbir şekilde manşet yapılmamış adeta gizlenmeye çalışılmıştır.
Aynı çevreler 1999 yılında Sayın Adnan Oktar’ı çeşitli baskıcı yöntemlerle
tekrar engelleme girişiminde bulundular. Sayın Adnan Oktar’ın Global Masonluk
isimli kitabını yayınlamak üzere olduğu dönemde gerçekleştirilen bir operasyon
sonucunda Sayın Adnan Oktar ve bazı Bilim Araştırma Vakfı mensupları gözaltına
alındılar. Yapılan operasyondan güç alan bir kısım medya, psikolojik savaş
yöntemlerini bu dönemde oldukça artırmışlardır. Operasyon sırasında hiçbir suç
unsuruna rastlanmamış olmasına rağmen, çeşitli müzik kasetleri, dvd oynatıcılar,
disket sürücüler çeşitli yayın organlarında sözde “şantaj aletleri” olarak
gösterilmiştir.. Emniyette baskı altında alınmış olan yalan ifadeler, günlerce
aynı odaklar tarafından gündem yapılmış, bu odakların kontrolünde olan yazılı ve
görüntülü basın kanalları tarafından manşetlere taşınmıştır. Aylarca devam eden
bu karalama kampanyası sırasında Sayın Oktar ve BAV mensupları hakkında akıl
almaz iftiralar öne sürülmüş, hiçbir delil olmamasına rağmen Sayın Oktar ve BAV
mensupları mesnetsiz iddialarla suçlanmışlardır. Söz konusu yayın organları,
iddiaların kanıtlanmasına ihtiyaç duymamış, öne sürülen suçlamaların tümünü bir
gerçekmiş gibi halkımıza yansıtmış ve açıkça yalan haber yapmışlardır. Bu çirkin
provokasyonun bir sonucu olarak da Sayın Adnan Oktar, hiçbir geçerli hukuki
delil öne sürülmeksizin 9 ay cezaevinde tutulmuştur.
Bu psikolojik savaş sırasında insanları en fazla etkileyecek konular özellikle
seçilmiş, ahlaki dejenarasyon suçlamaları ortaya atılmış ve hiçbir delile
başvurulmadan akla gelebilecek her türlü karalama yöntemi kullanılmıştır. İşin
ilginç yanı ise, Sayın Adnan Oktar’ın, 12 Kasım 1999 tarihinde yaşanan baskın
sonrasında gündeme gelen suçlamaların tümünden, mahkeme aşamasında elde edilen
deilllerle aklanmış olmasına rağmen, bu sonucun aynı basın organlarında hiçbir
şekilde gündeme getirilmemiş olmasıdır. Bu durum, söz konusu savaşın ardında
karanlık bir yapılanmanın varlığını göstermektedir. Eğer söz konusu yayın
organları samimi, dürüst ve tarafsız olsalardı, mahkeme aşamasında elde edilen
adli sonuçları da aynı şekilde manşetten vermeleri gerekirdi. Fakat buna gerek
duymamışlar, taraflı ve kasıtlı psikolojik savaşın bir yöntemi olarak yalnızca
karalayıp yok etme yöntemine başvurmuşlardır.
Sayın Adnan Oktar’a karşı söz konusu psikolojik savaşın delilleri bunlarla
sınırlı değildir. Örneğin 1999 polis operasyonu sırasında dönemin İçişleri
Bakanı, Sayın Adnan Oktar ve fikirleri için “PKK’dan daha tehlikeli” ifadesini
kullanmıştır. İnsanlara güzel ahlakı anlatan, Kuran’ı öğreten, iman
hakikatlerini, Allah’ın yaratışındaki güzellikleri tüm dünyaya hatırlatan ve
insanları Darwinizm ve komünizm tehlikesinden korumayı amaçlayan böyle üstün
ahlaklı bir insanın PKK’dan daha tehlikeli olarak nitelendirilmesi açıkça Sayın
Oktar’a karşı girişilen savaşın boyutlarını göstermektedir. PKK, komünist
fikirleri yaymaya çalışan, dini inançları yok etme amacıyla hareket eden, masum
insanları vahşice öldürmekten çekinmeyen, vatanımızı bölme niyetiyle ortaya
çıkan bir terör örgütüdür. Yaşamını Allah rızasını kazanmaya adamış, komünizm ve
terör ve bölücülüğün en büyük düşmanı olan Sayın Adnan Oktar ise, söz konusu
psikolojik savaşın gereği olarak bu katil örgütten çok daha tehlikeli olarak
gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu, akla ve vicdana tamamen aykırı bir
uygulamadır.
Aynı psikolojik savaş yöntemi başka şekillerde de kullanılmıştır. Örneğin Sayın
Adnan Oktar hakkında, BAV ile ilgili son olarak devam eden davada bir sonraki
celseye iştirak etmesi için ihzar kararı çıkarılması yine bazı basın
organlarında manşetten duyrulmuştur. Fakat Sayın Oktar’ın kendisi adliyeye gidip
ifade vermiş ve söz konusu karar bozulmuştur. Bu haberin de aynı şekilde söz
konusu basın organlarında duyurulması gerekirken böyle birşey
gerçekleşmemiştir. Çünkü bu psikolojik savaşın bir gereğidir ve sözkonusu
odakların böyle bir haber yaptırması, kullandıkları savaş yöntemlerine uygun
düşmemektedir. Bu çevrelerin yöntemi "çamur at, izi kalsın" mantığına
dayanmaktadır. Oysaki ihzar kararı hergün yüzlerce mahkemede bir insanın
mahkemeye gelmesi için alınan son derece olağan bir karardır. Ancak Sayın Adnan
Oktar hakkında olduğu gibi böyle bir konuda hiçkimse hakkında sür manşetten
haber yapılmamaktadır. Tüm bunlar güçlü bir fikre karşı yapılan psikolojik
savaşın yöntemlerindendir. Sayın Adnan Oktar’a karşı uygulanan psikolojik
savaşın gereği olarak uygulanan bir çok örnek mevcuttur bunlardan bir diğeri de
söz konusu yayın organlarından bir tanesinin, Bilim Araştırma Vakfı aleyhine
açılan davanın zamanaşımına uğraması kararının Yargıtay tarafından bozulması
karşısında “Adnan Hoca Şimdi Yandı!” başlığını kullanmış olmasıdır. Sol
çizgideki bir başka yayın organının Darwinist olduğu bilinen bir köşe yazarı ise
“Adnan Hoca keşke yansa!” başlığıyla bu savaşa destek sağlamaya çalışmıştır.
Dikkat edilirse, ortada Sayın Adnan Oktar’ın aleyhinde bir delil yoktur. Polis
operasyonunun yapıldığı ve mahkemelerin başladığı zamandan bu yana tam 9 senedir
aleyhte kullanılabilecek tek bir delil ortaya çıkmamıştır. Suçlamaların tümünün
geçersizliği anlaşılmış ve Sayın Oktar her birinden beraat etmiştir. Fakat buna
rağmen bir takım odaklar, akıl almaz ifadelerle düşmanlıklarını açıkça
belirtmekte ve bu savaşı aleni şekilde sürdürmekten çekinmemektedirler.
Aynı şekilde Ebru Şimşek tarafından Sayın Adnan Oktar’a ve BAV camiasına yönelik
olarak atılmış olan iftiralar da bu savaşa destek için kullanılmıştır. Bir kısım
basın, aynı savaşın bir gereği olarak bu iftiraları kullanmış, bunları manşetten
gündeme getirmiştir. Nitekim Ebru Şimşek’in attığı iftiraların tam anlamıyla
birer yalandan ibaret olduğu mahkemece ispat edilmiş ve Sayın Adnan Oktar
konuyla ilgili iddialardan aklanmıştır. Ebru Şimşek’in açıkça mahkeme önünde
yalan söylediği kesin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Elbette bu sonuçlar da
psikolojik savaşın kalesi olan yayın organlarında hiçbir şekilde dile
getirilmemiştir. Ebru Şimşek’in yalana dayalı suçlamaları manşetten son derece
taraflı yorumlarla verilirken, tüm bunların yalan olduğuna dair mahkeme
kayıtları her nedense insanlardan itina ile gizlenmektedir.
Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen söz konusu psikolojik savaş çeşitli köşe
yazarlarının da kuşkusuz dikkatinden kaçmamış, 1999 yılı operasyonu sırasında
gerçekleştirilen haksız saldırının bir psikolojik savaş olduğunu Radikal
gazetesinin yazarı İsmet Berkan bile itiraf etmiştir. Sayın Adnan Oktar’a karşı
yöneltilen bu savaş ile ilgili olarak Berkan, “Bu savaşta soruşturmanın
gizliliği ilkesine yer yok”, ifadeleriye yürütülen psikolojik savaş yöntemini
açıkça dile getirmiştir.
Özetle, 1986 yılından beri Sayın Adnan Oktar’a karşı devam eden psikolojik
savaş, görüldüğü kadarıyla Sayın Oktar’ın materyalizme, ateizme ve Darwinizm’e
karşı mücadelesi devam ettikçe sürecek gibi görünmektedir. Çünkü materyalist,
komünist, Marksist çevreler, şimdiye dek kendi ideolojilerine karşı böylesine
büyük ve kararlı bir fikri mücadele görmemişlerdir. Sayın Adnan Oktar’ın bu
konudaki gücünü, aklını ve çalışmalarını hayranlık dolu bir korku ile izlemekte
ve Allah yolunda gösterilen bu çabanın sonuca ulaşmakta olduğunu fark
etmektedirler. Adeta bir panik yaşamakta, Darwinizm’e ve materyalizme karşı elde
edilen bu üstün başarıyı engelleyebilmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Ancak bu çevrelerin bilmedikleri bir gerçek vardır: Onlar, bu sahte yöntemlerle
ne kadar vakit harcarlarsa harcasınlar, psikolojik engellemelere ne kadar
başvururlarsa başvursunlar, mutlak galip gelecek olanlar, Allah’ın izniyle,
Allah’ın taraftarlarıdır. İşte bu nedenle batıl yöntemlerle gerçekleştirilen bir
mücadele, geçmişte ne kadar etkili görünürse görünsün mutlaka başarısız
olacaktır. Allah’a güvenip dayanan Sayın Adnan Oktar, yıllar boyunca kendisine
yöneltilmiş olan bu savaştan hiçbir şekilde materyalistlerin bekledikleri
şekilde etkilenmemiş, bu saldırılar karşısında hep daha da güçlenmiştir. Bunun
farkında olan bir kısım odakların korku ve endişeleri daha da artmakta,
yenilgiden kaynaklanan çaresizlik ve acizlik üsluplarından hissedilmektedir.
|